29 Kasım 2010 Pazartesi

bekleme(me)k

Hayatı diğer adı "beklemek" artık...
Beklemek; ayları, günleri, saatleri,
dakikaları, saniyeleri sayarak beklemek...
Kum saatinden dökülen zerreleri izleyerek beklemek...
Şarkılar dinleyerek, şarkılar söyleyerek beklemek...
Kızarak beklemek, kusarak beklemek,
Sonunun nereye varacağını bilmeyerek beklemek...
Öylesine beklemek...
Ağlayarak beklemek, umutsuzca beklemek...
Kalabalığa karışarak beklemek, yapayalnız kalarak beklemek,
Onsuzluğu içine çekip beklemek, nefes almadan yaşamayı öğrenerek beklemek...
Kendini ikna edemeyerek beklemek, nefret ederek beklemek, sessizce beklemek...
Sabırla beklemek, umarsızca beklemek, düşünmeden beklemek...
Başını yastığına yalnız koyarak beklemek, sabahları yalnız uyanarak beklemek,
Yabancı yüzlerde, yabancı sözlerde teselli arayıp beklemek...
Anıların acısına sığınıp beklemek, geçmişin yarasıyla beklemek,
Sabahları yalnız yürüyerek beklemek...
Öğlenleri yalnız yürüyerek beklemek...
Akşamları yalnız yürüyerek beklemek...

Ve birgün...
Artık beklemeyeceğini bilerek bekleme(me)k...

öz(leyiş)ler 1

Dünyanın merkezindeki kor halde, için için yanan çekirdek, aslında "aşk" değilse nedir ki?

4 Kasım 2010 Perşembe

öylesine...

Aradan geçen onca zamandan sonra bir blog ihtiyacı duyuran neydi bana acaba?
Yeniden yazmak istiyorum. Yazmak... Yazmak... Yazıp kurtulmak... Kaçıp kurtulmak... Aynı şey olabilir miydi? Olmalıydı çünkü... Bir yolu olmalıydı, bütün olanlardan kurtulmanın...

Saniyeler akıp giderken,
Bir hayat akıp giderken ellerimden
Hâlâ umut barındırmak istiyorum içimde,
Gözlerimde,
Sözlerimde...

Yaşarken kimi zaman bitse de gitsek telaşında yakalıyorum kendimi, kimi zamansa hiç olmayacak bir yerinden tutunuyorum hayata...

Yine de duramıyorum, durduramıyorum kendimi... Anlamıyorum, anlamlandıramıyorum...